3 Kasım 2010 Çarşamba

Attention! Alışveriş Manyaklığı

Dün, benim için gerginlik veren ve genelde ilk girdiğim dükkandan ilk gördüğüm şeyi alıp çıkmamla sonuçlanan alışveriş işkencesinin nasıl bir mutluluk sebebine de dönüşebileceğini tecrübe ettim.

Maddi bakımdan aileye bağımlı olmanın en kötü yanı, gönlünüzce bir şeyler alamamanızdır. Çünkü olur da bir gün aldığınız şeyi eskidiğinden ya da çektiğinden mütevellit giyememeye başladığınızda annenizden duyacağınız yegane cümle şudur: "Alıyorsun, giymiyorsun." Yahu bu yaz sıcağında kazak mı giyeyim? Sıcakta yıkamışsın çekmiş işte! Yaw yırtıldı görmüyor musun, üstümden düşecek, diyemiyorsun, desen de dinlemiyor. O şartlamış kendini bir kere, sen onun için alıpalıpgiymeyenkızçocuğu'sun.

Bir şey alacağın zaman da "siyah al, her şeyin altına giyersin", büyük al bak parmağın vurmasın, tabanlık koyarsın, büyüğün çaresi var ama küçüğün yok" gibi müdahalelerin de etkisiyle alışveriş benim için işkenceden başka bir şey olmuyordu. Sık sık her şeyimin siyah, lacivert ya da kahverengi olmasının sebebinin bu olup olmadığını düşünür ama sonra yok yahu benim ruhum asi diyerek geçiştirir, bok kondurmazdım kendime. Ama yine de, bu metalci tarzı siyah giyinme akımının annelerimizin alışverişlerde "siyah al, her şeyle giyersin" baskıları sonucu ortaya çıktığını, hatta bir grup uyanık anne tarafından ortaya atıldığını düşünmüyor değilim. Bir de yıllarca zibidi diye kafalarına vurdular çocukların boş yere, iyi mi?

Neyse işte, dün hiç beklemediğim bir şey oldu. Bir arkadaşa hırka bakmaya gitmiştik aslında. Birden mağazanın diğer ucundaki elbiseleri gördüm. Böyle rengarenk, çiçekli miçekli, fırıl fırıl şeyler... Bir çekiyor ki beni anlatamam. Hayatımda bir erkek tarafından bile öyle çekilmemişim, düşünün yani başka hiçbir şey görmüyor gözüm. Gözümün önünde sırasıyla elbiseler uçuşuyor, biri gidiyor, diğeri geliyor, birbirlerinin önüne atlıyorlar beni al beni al diye. Gözümü kaçırıyorum, arkadaşa hırka beğeniyorum, bak bu da güzelmiş, bunu bi denesen falan diyorum ama aklım onlarda. Dayanamadım en sonunda, o hırkayı denerken bir ara reyonların arasından sıyrılıp elbiseyi kaptığım gibi kabine koştum. O anda aklımda başka hiçbir şey yoktu. Ne birikmiş ödevler, ne ödenmemiş faturalar, hiçbir şey... Hiçbir şey umrumda değildi. Üzerimde o elbise aynada kendime bakarken gözümden fışkıran ışığı farkettim. Kısılmış göz kapaklarım arasından kırmızıya çalan gözlerime bakıp ışık hızıyla üstümü değiştirdim ve göz açıp kapayıncaya kadar ayrılacağım kasaya doğru ilerledim. İşim bitince hırka almaktan vazgeçen arkadaşımdan beni oradan acilen çıkarmasını istedim ve mağazadan çıkarken nerdeyse bir üç harfli silüetinde gibiydim. Ayaklar düz ilerliyor ama kafa arkada.

Ulan ben de alışverişten zevk aldım ya, hatta zevk almakla kalmayıp doruk noktasına kadar hissettim ya o zevki, suratımda aptal bir gülümseme kaldı ya! Herkes bu çılgınlığa tutulabilir demektir. Attention!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder